top of page

Eslem Nurdan

Yazı hakkında uyarı: Bu yazı psikolojik şiddet, fiziksel şiddet ve benzerlerini içerebilir. Bu yüzden okumadan önce bu yazının okuyanın kişisel hayatıyla ilişkilendirebileceği tetikleyici kısımlarının olabileceğini dikkate alınız.

“Dünyada sadece ben varım zannediyordum.” 

Muhafazakâr bir aileye doğdum. Belki babam değil ama annem öyle. Televizyonda Pride yürüyüşleri ya da trans cinayetleri olduğunda kanalı değiştirirlerdi. Üzerine çok yorum yapılmazdı. Ben de bunu kötü bir şey gibi algılıyordum. 5-6 yaşındaki bir çocuğa “Trans kimliğini biliyor muydun,” diye sorulamaz çünkü o zaman transın ne olduğunu bile bilmiyorsun. Bildiğim tek şey “Büyüyünce evlenecek misin,” sorusuna hevesle cevap vermeleriydi. Ben hiçbir zaman evliliği hayal edemiyordum, bir kadınla aile kuracağım fikri çok uzak geliyordu. “Bende bir sorun var,” diyordum ve iyileşeyim diye dua ediyordum. Çevremde hiç örnek yoktu, İstanbul Şile'de küçük bir yerde, çok izole yaşadım. Herkes herkesi tanıyordu ve küçükken internete erişimim de yoktu. Dünyada sadece ben varım zannediyordum. 

Liseye geçip internetin de hayatıma girmesiyle erkek pornoları gördüm, kendimi erkek olarak tanımladığım zamanlardı. “Bunun sektörü bile var, tek değilim,” dedim. “Acaba Türkiye'de mi tekim,” dedim sonra. Türk İfşa gördüm, bunu insanların yaptığını, ortada bir hastalık olmadığını, normal olduğumu idrak ettim. Yavaş yavaş oldu. Liseye kadar dünyada sadece bende var zannediyordum.

Kendimi önce eşcinsel olarak tanımladım. Twitter kullanmaya başladım ve “ben erkeklerden hoşlanıyorum ve erkeklerle tanışmak istiyorum,” dedim. Küçük bir yerde yaşadığım için öğrenirler, adım çıkar korkusuyla çok geç başladım. Bunlar 16-17 yaşında Twitter’a girmemle başladı. Erkeklerle tanıştım, konuşmam bir yere kadar güzel gidiyor ama olay benim penisime geldiğinde rahatsız oluyor ve soğuyordum. “Ben de böyle bir eşcinselim,” diye düşündüm. Eşcinselim ama penisimle ilgilenilmesini sevmiyorum. Sonra eşcinsel arkadaşlarım oldu. Onlara dedim ki “Bu durum sizi rahatsız ediyor mu?” Hepsi çok keyif aldığını ve güzel bir şey olduğunu söyledi. Kendimi konumlandırdığım yerde bir sorun olduğunu fark ettim. Ben oraya ait değildim. Şöyle ki eğer penisimin olması ya da cinsel esnada penisle ilgilenilmesi kötü hissettiriyorsa “Ben erkek değilim,” dedim. Aslında pasif hissediyordum. Mesela bir arkadaşım var, o da full pasif ama penisiyle ilgilenilmesi ve sakso çekilmesi hoşuna gidiyordu. Bu asla benim isteyeceğim bir şey değildi.

 

Telefonda birisiyle konuşurken hoşuma gidiyor, takılırım diyordum ama bana “Penisin…” deyince ipler kopuyordu. Sonra eşcinsel, gay olmadığımı şu olayla bir kere daha fark ettim.  Twitter’da insanlara fotoğrafımı attığımda “Çok feminensin,” diyorlardı. Bu benim hoşuma gidiyordu ama feminen olma çabam da yoktu. Ben her zaman böyleydim. Ailemin yanında da böyle konuşuyorum. Onlar da bu olaya çok alıştılar, belki onların da benimle alakalı birçok varsayımları var ama bunu konduramıyorlar. Twitter’daki gay erkekler tarafından da fobiye uğradım bir şekilde ve beni aslında sırf daha feminen olduğum için kendilerine denk görmediklerini söyleyenler oldu. Bu kötü bir tecrübeydi benim için ama ondan sonra şunu fark ettim; oradakiler benim oraya ait olmadığımı söylüyorlarsa “Bir sorun var,” dedim. “Yani gerçekten ben buraya ait değilim.” Sonrasında trans bir arkadaşla tanıştım, onunla konuştum, ama asla kimseye bir şey söylemiyordum. Ben şu kimlikteyim diye bir şey yapmamak için sezgisel olarak insanlara söylüyorum. Ama artık bir yerden sonra sen kimsin dediklerinde “Gayim,” deyince kötü hissediyordum. Penisimin olması bir tek benim hoşuma gitmiyordu. Bunun üzerine bayağı araştırdım. Trans arkadaşlarıma çok fazla sorular sordum. İlk söylediğim kişi Helen’di, ona uzun bir mesaj attım. Aslında bunu neden böyle yaptım, neden telefonda söylemedim bilmiyorum ama o an utandım. Utanılacak hiçbir şey yok aslında.

Larin Kayataş’la çok fazla sohbet ettim. Onlar da yardımcı oldu. Hormon nasıl kullanılmalı, ne yapmalısın diye. Bir ara testesteron durdurucu almayı düşündüm. Çevremdeki insanlara sorduğumda bana söyledikleri ilk şey “Sakın alma,” oldu çünkü sadece testesteron durdurucu alırsan vücudun hormonsuz kalır ve hormonsuz yaşamak çok mümkün değil. Psikolojik olarak seni etkiler, depresyona girebilirsin dediler. 

“Eşcinsel olarak ve trans olarak yaşamak çok farklı.”

Eşcinsel olarak ve trans olarak yaşamak çok farklı. Eşcinsel yaşayıp gizli yaşayabilirsin ama trans olmak sadece seks hayatı değil, tamamen tüm görünümünü, toplumda sana olan bakışların tamamını değiştirebilecek bir şey olduğu için aslında çok büyük bir zorluk. Mental olarak kendini hazırlaman gerekir. Helen de sürecinden bahsetti. Hasarlar oluşabilir böbreğinden tut beynine kadar… Tüm vücudumuz hormonlarla yönetiliyor ama östrojen için de şu an ne yazık ki ailemden bağımsız yaşayamadığım için yakın gelecekte bir şey yapamıyorum. 

En başa dönecek olursak, bunu kabul etme sürecim böyle oldu. Bir çocukla buluşacaktık. Çocuğu çok beğenmiştim, güzel iletişimimiz vardı, fotoğraf attım. Sakalımı kesmiştim ve gölgeleri gözüküyordu. “Sakalın mı var,” dedi. “Biraz var,” demiştim. “Ben bunu istemiyorum, kusura bakma,” dedi. Aslında orada eşcinseller tarafından fobiye uğradım. Bir de beğendiğim erkekler genelde hep heteroseksüel erkekler oluyordu. Eşcinseller için fazla feminen oluyorum, heterolar için de fazla maskülen ve ciddi anlamda bunalıma girdiğim bir dönem vardı. Bunalımdayken şöyle bir şey oldu: ufak bir şey çıksa bile yüzümdeki sakalları sürekli alırdım ve yüzüm yara oldu. Sakalımın gölgelerinden dolayı beni beğenmeyen çocuktan bir iki gün sonra lazere başladım çünkü gerçekten o gece o kadar kötü hissettim ki… O kişiye de kızamıyorum ama bir yandan da teşekkür ediyorum çünkü böyle bir şeyle karşılaşmasam başlama cesaretini hiçbir zaman bulamayacaktım. Lazer çok ufak gelse de aslında özellikle benim komünitemdeki insanlar için vücudundaki dış görünüşten en ufak bir şeyi değiştirmek bile o kadar büyük bir özgüven katıyor ki. Mesela ilk yaptığım makyajı hatırlıyorum. Rezalet kötüydü, sakalım vardı ama beni iyi hissettirmişti. Normal bir insan, cis bir kadın için bu çok normal karşılanır ama bizim komünitemiz için aşırı önemli. Yani dış görünüşünü eğer istemiyorsan ve bunu yok etmeye başladıysan özgüveninde deli gibi bir artış oluyor. Lazerden sonra sakallarım çıkmıyor ve çok mutluyum.

 

“Aidiyetsizlik hissi dünyanın en korkunç şeyi bence ve hiçbir yere ait hissetmiyordum.”

Benim babam inşaat işiyle uğraşıyordu; işçileri vardı ve bizim bahçemizde kalıyorlardı. Ben 5 yaşımda orada biri tarafından tacize uğradım. Bunu atlatmam çok zor oldu. Annemlere söylersem sanki beni öldürürlermiş gibi hissettim. Çocuksun ve çok mantıklı düşünmüyorsun. Başlarda şöyle düşündüm, hani derler ya “Eşcinsel ya da transseksüel olmak geçmişte kötü bir şey yaşamakla alakalı.” Başlarda dedim “Ben kötü bir şey yaşadım. Kötü bir şey yaşadığım için acaba bu beni zorunlu olarak buna mı itti? Ben yoksa gerçekte böyle değil miyim?” Bunu çok düşündüm ama bu olay olmasa da trans olurdum. Aileme hiçbir şey söyleyemiyordum ve beni hastaneye götürmüşlerdi. Çok korkmuştum ve o adam hâlâ bizim bahçemizdeydi. Bahçeye çıkmak istemiyordum. Annemler bir yere gidiyordu mesela “Aman işçiler var, çocuklara bir şey olmaz bakarlar,” diye bizi bırakıyorlardı. Ben odamda bekliyordum. Zayıflamıştım; annemler vitamin veriyorlardı. Doktora da götürdüler, doktor bana “Sana bir şey mi yaptılar, şiddet mi görüyorsun,” diye sordu. Cevap veremiyordum. “Hayır,” dedim ve çok korkmuştum, o an doktor bir şey anlayacak ve aileme söyleyecek diye. Beş yaşından dokuz on yaşıma kadar dört yılım zehir oldu. Sonra kendime şunu söyledim “Çok kötü bir şey yaşadım ama üstesinden gelebilirim.” Üstesinden de geldiğimi düşünüyorum.

Aidiyetsizlik hissi dünyanın en korkunç şeyi bence ve hiçbir yere ait hissetmiyordum. Şöyle diyordum “Başıma bir şey gelse beni hangi taraf koruyacak? Ya da ben bir şey yaşamak istesem hangi tarafla iletişime geçmem gerekecek?” Hiçbir yere ait hissetmiyordum. Her taraf sanki itiyordu. Şu tarafta durmak istiyorum “Ama hayır, burada duramazsın. Burası sana uygun değil.” Buraya itiyorlar, buradakiler “Hayır, burası için fazla farklısın,” deyip o tarafa itiyordu. Aslında kendimi beğenmeme şu anda da var ama bu konuda çok fazla yol kat ettiğimi düşünüyorum. Mesela instagrama post atabiliyorum, bir ara hiç atmıyordum. Bu süreç beni baya çirkin olduğuma inandırmıştı ama sonrasında dedim ki “Hayır, insanların güzellik algısına uygun olmayabilirim ve bunda sorun yok. Yine de beni beğenecek birileri vardır.” Sonra açıldım zaten. Twitterda oldu bu fobi olayları bu arada. Ama iyi ki bunlar olmuş çünkü böyle bir şey olmasaydı hâlâ kendimi eşcinsel olarak tanımlıyor olabilirdim. 

 

“Güneşlenirken vücudumun gözükmesi hoşuma gitmiyor.”

Cinsiyet disforisi de yaşadığımı düşünüyorum. Mesela erkekler tuvaletine gidince hiç güvende hissetmiyorum çünkü çok rahatsız edici oluyor; o yüzden asla pisuvar kullanamıyorum. Ya da ailemle nişan, düğün ya da akrabalara gittiğimizde giydiğim kıyafetler ailem için çok kolay olmayan kıyafetler oluyor. Aşırı feminen giyinen bir insan değilim aslında, daha androjen gözükmeye çalışıyorum sadece. Annem şunu diyor “Bunu giyme sen bak şunu giy, şunu yeni aldın, daha böyle erkek kıyafeti gibi.” O yüzden ailemle bir yere gitmeyi sevmiyorum.  Başka bir örnek de normal şartlarda denize gittiğimde şort giymek istemiyorum ya da üstüm çıplakken oturamıyorum. Bu arada belki hormonal bir farklılık da olabilir. Göğüslerim erkek göğsüne göre bir tık daha büyük ve gözükmesi hoşuma gitmiyor, denize gittiğimde mesela üstüme mutlaka bir gömlek alıyorum. Güneşlenirken vücudumun gözükmesi hoşuma gitmiyor. Şöyle bir şey olabilir belki beğendiğim insanlar heteroseksüel olduğu için onlar baktığında erkek vücudumu görsün istemiyorum, daha kadınsı hatları görsün. Bacaklarımı beğeniyorum, bacaklarımı görsünler istiyorum ya da yüzümü görsün, boynumu görsün. En son Bodrum’da denize gittiğimde oje sürmüştüm. Güneş gözlüğüm vardı, bol bir gömleğim, kısa bir şortum, ojelerim var ve saçım toplu…  içeri girerken adam “Buyrun hanımefendi,” dediğinde çok hoşuma gitmişti.

“Seks işçiliği yapmak zorunda kalacağım. Seks işçiliği yapanlara da saygı duyuyorum ama ben hayatımı bu şekilde idame ettirmek istemiyorum.”

İlerde petrol mühendisi olmak istiyorum. Şu an hevesliyim ama nerede çalışacağıma göre işler değişir. Avrupa ya da Amerika taraflarında çalışma ihtimalim var, veya Türkiye'nin belli bölgelerinde ya da Arap Emirliklerinde. Cinsiyet uyum sürecine başlamam zor olacak. Ve ailemden izole olamazsam muhtemelen hayatıma şu an göründüğüm gibi devam etmek zorunda kalacağım. Bunu şu an ben de çok düşünmek istemiyorum çünkü önümde okulum var. Bunu düşünmek sanki eğitim hayatımı ya da şu anki psikolojimi baltalayacakmış gibi hissediyorum. Ne zaman kendi hayatımı güzelce yönetebilirim işte o zaman düşünmek istiyorum. Şu an ailemden bağımsız yaşayamıyorum ne yazık ki. Trans deneyimimi ailemle paylaşsam, bırak trans deneyimini, eşcinsellik olarak bile anlatsam algıları farklı olduğu için muhtemelen bana sahip çıkmayacaklar, belki beni üniversiteden almak, ayaklarının dibinde kalmamı isteyecekler, bilmiyorum. Diyelim, kaçtım onlardan. Ne yapacağım? İstanbul'da okuyorum. Kaldığım yurtta da muhtemelen kalamam. Çünkü ailem yerimi bilmiş oluyor. Seks işçiliği yapmak zorunda kalacağım. Seks işçiliği yapanlara da saygı duyuyorum ama ben hayatımı bu şekilde idame ettirmek istemiyorum. Çünkü bunun psikolojik tarafı çok büyük. Aslında sen bunu para için yapıyorsun ve bir yerde aslında rızan olmuyor ve bu bir şekilde tecavüz. Bunun sende yaratacağı travmaları düşünürsen aslında sonrasında biriktirdiğin paralar belki senin psikolojini toparlamaya, belki o kadar sorunun terapisini çözmeye yetmeyecek bile. Bu sürece girdiğinizde bir yerden sonra arkanıza baktığınızda kimse olmuyor. Bazen arkadaşlarımız bile bir yerden sonra biraz uzaklaşmaya başlıyor. Neden, çünkü ihtiyaç sahibi oluyorsunuz ve onlardan bir şey isteyecekmişsiniz gibi düşünüyorlar. Gerçekten ayaklarının üzerine basmak çok önemli. Tabii eğer aileniz bu konuda daha ılımlı ise paylaşın bunu. Ama ılımlı değilse sadece gençliğinizi zehir edersiniz.  Anneme sormuştum LGBTİ yürüyüşüyle ilgili “Çocuğun böyle olsa soğur musun, sen doğurdun sonuçta?” “Soğurum, bir yerden sonra bir tık uzaklaşırım,” dedi. Ama dedim “Bu kişi bunu seçmiyor.” “Olsun o da onun sınavı,” dedi. “Allah ona göre dert veriyormuş,” 

“Babam  bir gün ‘Erkek adam gibi konuşsana ya,’ dedi.”

Benim kıyafetimle, konuşmamla ilgili herkesin söylediği bir şey oluyor.  Kısa giyinen biriyim. Teyzemlere gitmiştik herkes şort boyuma laf ediyor. Sinirlendim odaya geçtim, annem geldi “Ne oldu,” dedi. “Giydiğim kıyafete laf edecekse keşke gelmeseydim.” dedim. “Sen niye takıyorsun? Annen karışmıyor baban karışmıyor onlara ne! Hatta daha çok çek yukarı,” dedi. Annemden bunu duymak güzel bir şey, güç kazandırıyor. 

Diğer  bir örnek de konuşmamla ilgili. Date’e çıktığım bir çocuk, oyuncu olduğu için ses eğitimi vardı “Sesin bazen inceliyor, bazen kalınlaşıyor. Bunu yaparken zorlanmıyor musun?” dedi. Anlamadım. Bilerek yaptığımı düşündü. Ben bunu bilerek yapmıyorum. Evde de böyleyim; kalın, maço sesle konuşmuyorum. Babam bir gün “Erkek adam gibi konuşsana ya,” dedi. “Pardon?” dedim. “Düzgün konuş, karı gibi konuşuyorsun,” dedi. O zaman ailemden hiç para almıyordum çünkü bir kafede çalışıyor ve iyi kazanıyordum. Dedim ki “Bu eve sizi özlediğim için geliyorum. Özlediğim şeyler de güzel aile anıları, sen böyle yapacaksan ben bu eve bir daha gelmem. Senden para almıyorum, bir şey almıyorum. Kendi hayatımın, kendi başımın çaresine çok güzel bakarım.” dedim. Biraz fazla sert konuştum belki, bilmiyorum. Ondan sonra babam bir daha hiçbir şey demedi. İyi ki bu cesurluğu yapmışım. Artık daha az karışıyorlar. 

“Anneannem beni ‘Orospu yapılım,’ diye severdi.”

Kız kardeşim ve ablam var. Küçüklüğümden beri beni de kız çocuğu zannediyorlardı belli bir yaşa kadar.  Anneannem beni “Orospu yapılım,” diye severdi. Ben de  anneme ağlayıp “Senin bu anan bana orospu diyor,” demiştim. “O güzel çocuklara söylenir,” dedi. “Aaa öyle mi,” demiştim. Beni kız çocuğu zannediyorlardı ve bu annemin biraz canını da sıkardı. Özellikle bana siyah, mavi, arabalı baskısı olan kıyafetler getiriyordu.

 

Evde başka erkek olmadığı için ablamla oynadım hep. Ablama Almanya’dan bir komşu boncukları olan bir saç bandı getirmişti. Çok hoşuma gidiyordu. Onu takıyordum ben de. Annem ben çok takıyorum diye sobaya atmıştı.  Kız kardeşimle birlikte bebeklerle oynadım, araba oynamak istemiyordum. Annem bana aldığı arabaları kutusundan bile çıkarmazdım. Benim annem de çok sağlam kafada olan biri değildi, küçükken bizi dışarıya bırakmazdı ve benim ilk oyun arkadaşım ablamdı.  O yüzden bahçemizde oynardım. Gerçekten böyle düşününce güzel bir çocukluk da geçirdim. Biz parka gitmeyelim diye annem bahçeye demir salıncak, kaydırak aldırtmıştı. Okul arkadaşlarımız bize geliyordu. Çocukluğumu yaşama konusunda büyük imkân verdiler. Bu konuda asla onları kötüleyemem.

“Bu arada ablam tesettürlü değil ama kardeşim tesettürlü, kız kardeşimin bu konularda daha ılımlı olduğunu düşünüyorum.”

Annem de ilk defa bir erkek çocuk büyütüyordu. Sonuçta erkek, yersen işte. Bunu da bir sorun olarak görmedi ama kuzenlerime bakınca kuzenlerim daha farklı, daha bir erkek çocuklardı. kuzenlerimle oynamamı isterdi. Ablamla aramız çok iyiydi ama ablam transfobik, bunun sebebi de Türkçü biri olması. Ve pride yürüyüşlerinde lgbti sloganlarının yanında başka sloganlar da atıyorlar. LGBTİ topluluğunu kullanarak Kürdistan sloganı atmaları benim de çok canımı sıkıyor açıkçası. Çünkü ben oraya onu desteklemek için gitmiyorum. Bu şeyleri ailem görünce LGBTİ topluluğunu aslında çok daha farklı bir taraf olarak görüyorlar. Ve bu onları rahatsız ediyor ve kendi çocukları, bu komünite içindeyse bu tarafı desteklemek zorunda ya da bu tarafı destekliyor olarak görüyorlar. Ablam bu yüzden çok hoşlanmıyor bundan. Bu arada ablam tesettürlü değil ama kardeşim tesettürlü, kız kardeşimin bu konularda daha ılımlı olduğunu düşünüyorum. 

“Ama kuruluşlardan ziyade bana lazercim çok şey kattı çünkü gerçekten tanımak ya da birkaç deneyim almak için çok iyi yerler. Lazercime gelen trans ablalar mesela…”

Bugüne kadar LGBTİ+ hareketiyle doğrudan bir ilişkim olmadı. Şu anki aklım olsa direkt birebir görüşmeyi denemek isterdim ama yapmadım. Daha çok oradaki yerlerle iletişime girmiş insanlarla etkileşimim oldu. Bu kişiler zaten arkadaşlarım da. Ara sıra ben onlara soru soruyordum, oradaki deneyimini bana aktarıyordu. Bu tarz toplulukların da yardım, destek konusunda çok yeterli olmadıklarını hepimiz biliyoruz. Yani sokakta kalsak mesela ne kadar yardımcı olabilirler, ya da ev bulabilirler mi? Barınma ayarlayabilirler mi? Bunlar da aslında üzerine ayrı olarak düşünülmesi ve geliştirilmesi gereken şeyler. Ama kuruluşlardan ziyade bana lazercim çok şey kattı çünkü gerçekten tanımak ya da birkaç deneyim almak için çok iyi yerler. Lazercime gelen trans ablalar mesela… 50 yaşında olan, zamanında hortum Süleyman’dan eziyet görmüş, o adamın dayağını birebir yaşamış kişiler anlatıyor. Tabii burada Eski Harbiye olaylarından bahsetmek gerekir. Aslında duyduğum kadarıyla zamanında Harbiye’de işe çıkanlar Trans kadın olduğu için onları o bölgeden kazımak istemişler. Yani mülk sahibi olanların bile resmen ellerinden mülklerini almışlar. Bu olayın başında sanırım Hortum Süleyman var, eziyet çektiriyor. Zara Annenin bildiğim kadarıyla sırtında, bunu belki söylemem çok doğru olmayabilir, şiddet izleri varmış. Zamanında Zara öyle bir kadınmış ki böyle pudra falan bulamayınca makyaj yaparken unla makyaj yapıyormuş. Şöyle durumlarda ne yapmamız gerekiyor diye soru sorduğumuz zaman gerçekten yardımcı oluyorlar. 

Diğer taraftan trans topluluğunda da gerçekten çok bilgisiz insanlar var. Bir insanın beyanının ölçüt olduğunun kesinlikle farkında değiller. Mesela aşırı feminen görünen birisi kendini erkek olarak tanımladığında “Bunun kafası karışık, yakında döner,” gibi şeylerle şüpheyle yaklaşılması hoş değil. Ya da aşırı maskülen görünüp, beyanını kadın olarak belirten birine “Sen mi kadınsın, ben senden daha kadınım,” denmesi de hoş değil. Bu yüzden çok bilgisizler. Tek ölçütü kendi sanıyor, benden daha feminense kadın, benden daha maskülense erkek gibi bir değer yargıları var. Bu ciddi anlamda bilgisizlik. Haliyle sonucunda da bir tür fobi çıkıyor ortaya.  Özetle beyanın esas olduğunu kabul etmek gerekir. 

“Hani bir yere gittiğimde her seferinde kimlik değiştirmekten sıkıldım ya da evde bana ‘Oğlum,’ dediklerinde rahatsız oluyorum.”

Bazen lazercime sadece sohbet etmek için bile gidiyorum ve gerçekten bana mentorluk yapıyor bir yerde. Bir keresinde “Ben galiba aileme açılacağım,” dedim çünkü çok bunalmıştım artık. Eve gidiyorum ama evde mutlu değilim, eve gidince bir şekilde onların istediği gibi davranmak zorundasın. Mesela ben makyaj yapmayı çok istiyordum bir dönem. Evdeyken yapamıyordum. Arkadaşımın evinde yapıyordum ve övgü alıyordum, güzel şeyler söylüyordu. Artık dedim ki “Gerçekten ben rahatlamak istiyorum.” Hani bir yere her seferinde gittiğimde kimlik değiştirmekten sıkıldım ya da evde bana “Oğlum,” dediklerinde rahatsız oluyorum. Mesela annem bazen “Paşam,” diyor. “Anne” diyorum “deme şunu, çocuğum de, paşam ne ya,” diyorum. “Olsun, oğlum değil misin,” diyor ama hoşlanmıyorum. Bu tarz şeyler belki çok aşırı abartılmayacak şeyler ama bir yerden sonra o küçük şeyler o kadar büyük geliyor ki sana, tolere edemiyorsun. 

Lazercime de “Anne,” diyorum bu arada. “Anne,” dedim “ben galiba aileme açılacağım.” Bana şunu söyledi “Şu an kendi evin var mı? Altın bileziğin var mı? Böyle yaparsan sadece kendi topuğuna sıkarsın. Keşke ben senin yerinde olsaydım da birazcık daha güzel bir hayat yaşasaydım çünkü ben de aileme erken açıldım, evden atıldım zamanında, seks işçiliği yapmak zorunda bırakıldım. Birazcık daha sakin düşün, gel bana sohbet edelim, bana gel, oraya gitme. Dilediğinde burada da kalabilirsin,” dedi. Gerçekten onunla iletişimim beni bu konuda çok besledi. Artık böyle mantıksız karar alma ihtimalim olduğunda lazercimi arıyorum. 

Bu yazıda paylaşılan görüşler ve içeriğin sorumluluğu yalnızca ve tamamen görüşmeciye aittir ve hiçbir şekilde

Başka Birisi ekibinin ve Hakikat, Adalet ve Hafıza Merkezi’nin görüşlerini temsil etmez.

Önceki
Sonraki
bottom of page